FARKINDALIK

FARKINDALIK

Bu sitedeki yazılar "Farkındalık" alanında bir kitap çalışmasıdır.

Şimdi ben vazgeçişlerdeyim

21/9/2009
Kategori: SIIRSEL BAKIS





Şimdi ben vazgeçişlerdeyim 

Enkazımda kalırsın

Bıçkınlığımı sundum

Törpüledin, onursuz şimdi

Sevda kurşunu vurmuş

Yara derin yok merhemi

Ömrümün bütün beklentilerinde

Şimdi ben vazgeçişlerdeyim

 

Tutun şimdi yaban eline

Sevgi ek birde yeni gününe

Belki yeşerir

Hayatın son demine

Yenilme yinede

Git gelme boğulursun

Tsunami dalgalarımda

İçimde oluşan depremlerimde

Şimdi ben vazgeçişlerdeyim

 

Yok say her şeyi

Birde yık geçmişi geleceğe

Sorma, sorgulama neden diye

Ömür gider belki böyle

Yeni güne sitem ekme

Büyütürsün içindeki hıncı

Git görme artık beni

Değişim rüzgarımda değişir

Kararından dönersin

Eskinin mezarı başında  .

Yeni günün sevincini yetiştirmede

Şimdi ben vazgeçişlerdeyim

 

Mesut Kahveci

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hazan Savuracağım

20/9/2009
Kategori: SIIRSEL BAKIS



İçimde saklı duranı

Deremedin neyleyim.

Şimdi ben,

Sonbahara hazan savuracağım,

Yaz güneşinde kavrulan.

 

Sabır kuşatmalı özlem yanım,

Kusacak kinini onursuzca.

Bahara lanet, yaza davet

Sonbahara minnet edeceğim,

Hazan savuracağım.

 

Rüzgarım alır senide koynuna

Uzaklara atar içini

Halin nice olur.

Yorulursun sen git,

Ben yıkımları temsilen

Hazan savuracağım.

 

Mesut Kahveci

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İKİ SORU-İKİ CEVAP

30/8/2009


 

İKİ SORU:

1) KÜTLE HIZLA DEĞİŞİR Mİ?

2)ENERJİ ve KÜTLE ayrı ayrı KORUNURLAR MI?

İKİ YANIT:

1) HAYIR!

2) HAYIR!

 

R. Ömür Akyüz*

 

Kütle kullandığımız her türlü enerjinin kaynağıdır.  Kütle ile enerji arasındaki ilişkiyi ilk gösteren Albert Einstein olmuştu.  1905 yılında, sonuncusu Özel Görelilik Kuramını ortaya koyan ünlü üç makalesinin biraz ardından yayımladığı dördüncü makalesi “Bir cismin eylemsizliği enerji içeriğine bağlı mıdır?” adını taşıyor.  Ancak Einstein burada kesinlikle cismin “iç enerjisini” kastediyor.  Ünlü  E0 = mc2  bağıntısı bu makalenin sonucudur.  Ancak bu sonuç onlarca yıl popüler ve yarı bilimsel yayınlarda ve de ne yazık ki lise ve başlangıç düzeyindeki ders kitaplarında yanlış ve yanıltıcı olarak kütlenin hıza bağımlılığı olarak kullanıldı.  Çünkü her nasılsa cismin bir bütün olarak sahip olduğu kinetik enerjinin de “enerji içeriğinin” parçası olduğu izlenimi edinilmişti*.  Bunun yanlışlığını anlamak için kütlenin tanımını gözden geçirmeliyiz.  Fizikte kütle iki şekilde karşımıza çıkıyor: 

 

--Eylemsizlik Kütlesi: Bu, Newton’un 2. yasasındaki  (F = ma)  kütledir.  Bu kütle momentumun klasik tanımında da (p = mv) yer alır.  Ancak, kuvvetin daha sağlam tanımı  F = dp/dt  (yani momentumun zamanla değişme hızı, yani türevi) olarak verilmek gerekir. 

 

--Çekim Kütlesi: Bu ise Newton’un evrensel kütle çekimi yasasında bir kuvvet kaynağı, bir yük olarak karşımıza çıkar  FÇ = G m M/r2.

 

Bu kütlelerin özdeşliğinin varsayılması ise Einstein’ın genel görelilik kuramının temeli oldu.  Her ne olursa olsun, ciddi fizik yapılırken kütle denildiğinde öteden beri yalnızca bir “değişmez-invaryant” olan “durgunluk” kütlesi anlaşılıp artık başka bir kütle söz konusu olmadığından buna yalnızca “kütle” denilmektedir.

 

Şimdi, özel görelilik çerçevesinde, sanıldığı gibi eylemsizlik kütlesinin mg  [g  ≡ 1/√(1 – u 2 /c2)] şeklinde hıza bağlı olduğu düşünülürse Newton’un 2. yasasının özel görelilikteki ifadesi yukarıdaki yazılışa tek bir  g  çarpanı getirmelidir.  Oysa, kuvveti momentumun türevi olarak alırsak –ki asıl tanım budur– ilginç bir sonuç çıkar:  2. yasaya gelen çarpan eğer kuvvet hıza dikse  g 3  olurken, ancak paralelse tek başına  g  gelir.  Aradaki konumlar ise iyice karmaşıktır:  q, hız ile kuvvet vektörleri arasındaki açı olmak üzere

ma =  {F – (v/c)[F(u   /c) cosq ]}/ g     F

Bu durumu Einstein yukarıda anılan ve özel göreliliği ilk sunduğu makalesinde de açıkça ortaya koymuştu.

 

Çekim kütlesine gelince, üstünkörü bakıldığında Newton’un evrensel kütle çekimi yasasının üstüne kütlelerden birisi -  diyelim, yörüngede dolananı olarak düşündüğümüz -  için  g  çarpanı beklenirdi; ancak gene momentumun türevi söz konusu olduğunda sonuç bu kadar basit çıkmayacaktır.  Öte yandan zaten bunun, yukarıda da dediğimiz gibi eylemsizlik ve çekim kütlelerini özdeş tutan genel görelilik kuramı çerçevesinde ele alınması gerekir –ki Newton’un çekim yasası bu kuram içinde yalnızca bir yaklaşıklık olarak yer alır– ve bunun verdiği sonuç basit bir  g  çarpanından çok daha karmaşıktır.  Diyelim  M  kütleli bir cisme bir  v  hızıyla yaklaşan  m  kütleli bir cisim halinde: q, hız ile cisimlerin merkezleri arasındaki doğrultuyla yaptığı açı, ve  r  bu doğrulru üzerinde olan yer vektörü olmak üzere,

         FÇ = -  G M (E/c) {r[1 + (u  /c)2] – (v/c)[r (u  /c) cosq ]}/r3,   E = mc2g.

Dolayısıyla da hareketli bir cisim için kütlenin hıza bağlı olarak tanımlanması, yukarıda sıralanan çelişkili sonuçları verdiğinden dolayı en azından anlamsızdır. 

 

Kütle yalnızca “durgunluk” kütlesi olarak anlam taşır ve bir cismin içerdiği tüm madde ve iç enerjinin bir ölçüsüdür.  Eğer bir cismin iç enerjisi ya da buna eşdeğer madde içeriği değişirse kütlesi de değişir (yahut, kütleyi değiştirmek için enerji içeriğini değiştirmek gerekir).  Bunun en dramatik örneği, kimyasal tepkimelerdir.  Hatta bunlarda anlaşılmayan bir hususun da açıklamasını sağlar.  Örneğin, karbon oksijenle birleştiğinde, yani yandığında karbondioksit oluşur ve “ısı enerjisi” çıkar.  Yüzeysel olarak ve on dokuzuncu yüzyıl fiziği bakımından, bu ısı enerjisi çıkışı enerji korunumu yasasına açıkça karşı olmak gerekir: nereden geldi?  İşte kütle-enerji eşdeğerliliği burada işlevini yapıyor: Her ne kadar kütle farkı en duyarlı terazilerin bile ölçemeyeceği kadar küçükse de, karbondioksitin kütlesi, karbonla oksijen kütlelerinin toplamından az olup aradaki kütle farkı enerjiye dönüşerek çıkan “ısı”yı oluşturur, bu ise aslında karbondioksit moleküllerinin kinetik enerjilerindeki artmadan başka bir şey değildir.  İşte E0 = mc2  bağıntısı, bu çıkan ısı enerjisini kütle azalması ile açıkladığı gibi bu bağıntının (iç) enerjiyle kütle arasındaki eşdeğerlik ilişkisini göstermekten başka bir anlamı yoktur.  (“Kütle korunumu”nu ifade eden Lavoisier yasasının doğru (gibi) görünmesinin sebebi bu kütle farkının yukarıda da değindiğimiz gibi hālâ en duyarlı ölçü cihazlarımızla bile ölçülemeyecek kadar küçük oluşudur.) Tabii ki bir parçacığın iç yapısı yoksa (elektron gibi) bunun bir iç enerjisinden söz edemeyiz, dolayısıyla bunların kütleleri hiç değişemez.  Gerçekten “elemanter” olduğuna inanılan parçacıklar böyledir.  Oysa en basit bir atomun bile iç enerjisini, dolayısıyla kütlesini uyararak artırabilir ya da sönümleyerek azaltabiliriz.  İşte, atomlar ölçeğinde tek başlarına geçersiz olmaları gereken enerji ve kütle korunumu yasaları, bir arada E0 = mc2, kütle-enerji korunumu yasası olarak tam ve en geniş geçerliliğini bulur. 

 

Peki yıllarca süren yanılgının kaynağı ne?  Momentumun yukarıda verilen klasik tanımı görelilik çerçevesinde  p = mg  v  şekline girerken, Bir cismin durgunluk enerjisi olan  E0’a  K  kinetik enerjisini de eklediğinizde oluşan toplam enerjisi –potansiyel enerji dışında– E = E0 + K = mgc2 şekline girer.  Bunu yukarıda kütle çekimi kuvveti bağıntısında da kullanmıştık; kütle eğer sanıldığı gibi hıza bağlı olsaydı o bağıntıda { } içindeki ifade bulunmazdı.  İşte yalnızca bunlara bakıldığında bir  u  hızında giden cismin kütlesinin sanki  m(u  ) = mg   şeklinde hıza bağlı olarak arttığı izlenimi edilmekte, diğer olgular ya bilinmemekte ye de umursanmamaktaydı.  Yani  E  ile  E0  yıllarca birbirine karıştırıldı. Yukarıda işaret ettiğimiz aykırı durumlar dolayısıyla yalnızca “ciddi” kuram fizikçileri bu hataya düşmezken, genel kültür düzeyinde bu “hıza bağlı kütle” kavramı yıllar boyu bir “galat” olarak yerleşti, ve ancak Lev Okun’un 1989’daki uyarısından* sonra üniversitelerin ilk yıllarında kullanılan “ciddi” ders kitapları bunu göz önüne almaya başladılar.

 

Son Söz

 

Başlıktaki soruyu arada verilen açıklamalar çerçevesinde biraz deşelim.  “Hayır” yanıtlarını söz konusu makro cismin “kütle merkezi” hareketini düşünerek veriyoruz. Yani hızla değişmeyen kütle, cismin tüm madde ve iç enerjisinin bir toplamıdır.  Ancak, iç enerjiye maddenin yapısını oluşturan mikro cisimlerin kinetik –hatta potansiyel– enerjileri de dahil olduğuna göre bir bakıma “evet” yanıtı da verebiliriz ama bunda söz konusu olan hız tek tek moleküllerin kendilerine özgü ve cismin kütle merkezine “göre” olan “bağıl” hızlarıdır; “hayır” dediğimiz durum ise tüm moleküllerin topluca sahip oldukları ve cismin “kütle merkezi hızı” olarak adlandırdığımız hızla ilgilidir.  Temel mekanikteki tanımlardan çok iyi bildiğimiz gibi kütle merkezi hızıyla moleküllerin bağıl hızları, birbirlerinden tamamen bağımsızdır, yani aralarında hiç bir ilişki yoktur. 

 

Prof. Dr. R. Ömür Akyüz, Yeditepe ve Boğaziçi Üniv. Fizik Bl. Öğretim Üyesi ve Yeditepe Üniversitesi

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

KUVVET-VEKTÖR

30/8/2009
Kategori: FIZIKSEL BILGI

1. KUVVET VE ETKİLERİ
                                                      

 

Evrendeki Temel Kuvvetler

Bunlar, yerçekimi kuvveti olarak bilinen kütle çekim kuvveti, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer kuvvettir. Bu kuvvetlerin hepsi birbirinden farklı şiddete ve etki alanına sahiptir. Güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler sadece atomun yapısını belirlerler. Diğer iki kuvvet, yani yerçekimi ve elektromanyetizma ise, atomların arasındaki ilişkiyi ve dolayısıyla tüm maddesel objeler arasındaki dengeyi belirlerler. Bu kuvvetleri mertebe olarak karşılaştırırsak,

Güçlü nükleer kuvvet        15
Zayıf nükleer kuvvet  
Yer çekimi kuvveti      
Elektromanyetik kuvvet   
şeklindedir.                                                          

1. Güçlü Nükleer Kuvvet
Bu kuvvet atomun çekirdeğindeki protonların ve nötronların dağılmadan bir arada durmalarını sağlar. Atomun çekirdeği bu şekilde oluşur. Bu kuvvetin şiddeti o kadar fazladır ki, çekirdeğin içindeki protonların ve nötronların adeta birbirine yapışmasını sağlar. Atomun çekirdeğini oluşturan tüm bu parçacıkları bir arada tutan kuvvet, "güçlü nükleer kuvvet"tir.                                                                                                                    

2. Zayıf Nükleer Kuvvet                                                                                           Şu an yeryüzündeki düzeni sağlayan en önemli etkenlerden biri de atomun kendi içinde dengeli bir yapıya sahip olmasıdır. Bu denge sayesinde maddeler bir anda bozulmaya uğramaz ve insanlara zarar verebilecek ışınları yaymaz. Atom bu dengesini çekirdeğindeki protonlarla nötronlar arasında var olan "zayıf nükleer kuvvet" sayesinde elde eder.

3. Elektromanyetik Kuvvet                                                                                     Her cismin kendi yapısal özelliğine göre bir "elektrik yükü" taşıdığı ve bu elektrik yükleri arasında bir kuvvet olduğu bilinmektedir. Zıt elektrik yüklü parçacıkların birbirini çekmesini, aynı yüklü parçacıkların da birbirlerini itmelerini bu kuvvet sağlar. Bu sayede bu kuvvet atomun çekirdeğindeki protonlarla çevresindeki yörüngelerde dolaşan elektronların birbirlerini çekmelerini sağlar. İşte bu şekilde atomu oluşturacak iki ana unsur olan "çekirdek" ve "elektronlar" bir arada tutulmuş olur.

 4. Kütle Çekim Kuvveti                                                                                               Şiddeti diğer kuvvetlere göre en düşük kuvvet olmasına rağmen, çok büyük kütlelerin birbirini çekmelerini sağlar. Evrendeki galaksilerin, yıldızların birbirlerinin yörüngelerinde kalmalarının nedeni bu kuvvettir. Dünyanın ve diğer gezegenlerin Güneş'in etrafında belirli bir yörüngede kalması yerçekimi kuvveti sayesindedir. Bizler bu kuvvet sayesinde yeryüzünde yürüyebiliriz.  


 
1.1 Kuvvet
                                                                                             

Fizik bakımdan kuvvet, maddenin konum, yer değiştirme, şekil değiştirme ve benzeri durumlarına etki eden, fiziksel bir niceliktir. Buna göre, duran bir cismi harekete geçiren, hareket halindeki cismi durduran, cismin doğrultusunu, yönünü, hızını ve şeklini değiştirebilen her türlü etkiye kuvvet denir. Kuvvet gözle görülemez, kuvvetin sadece etkileri gözlenip ölçülebilir. Vektörel bir büyüklüktür. Bu nedenle vektörlerle ilgili tüm kurallar kuvvet için geçerlidir.

Kuvvet, fiziksel olaylarda etkileri bakımından farklı isimlerle anılır.

I.                   Kuvvet, duran cisimleri harekete zorlar ve hareket ettirir. Bu sayede cisimlerin konumlarında bir değişime olur. Cisimler etkiyen kuvvet ile konum değiştirirken belli bir hız kazanırlar. Cisimler kazandıkları hızları dolayısı ile de kinetik enerji kazanmış olurlar.

 

                   

 

II.                 Duran çizimlerin harekete zorlanması, belli kuvvet bileşkeleri ile hareketinin sınırlanması halinde, etkiyen kuvvet madde de fiziksel değişimler(şekilsel)  meydana getirir. Genelde katı maddelerde elastik şekil değiştirme, deformasyon ve yapı bozulması gibi etkiler halinde gözlenir.

 

Depremde evlerin yıkılması, esnek bir cisim üzerine oturduğumuzda şekil değiştirmesi yine uygulanan kuvvetin değişik etkilerinden bazılarıdır.

 

Evrende madde katı, sıvı, gaz ve plazma hâllerinde bulunurken, katı durumda (görece) durgun kalma eğilimindedir. Örneğin yeryüzündeki cisimler yeryüzüne göre durgun kalırlar. Sıvı durumu ile gaz durumunda göreceli hareket vardır. Moleküller bir birine göre göreceli hareketler yapar.  Örneğin gaz molekülleri çok küçük etkilerle oldukça yüksek hızlarda farklı yönlerde savrularak hareket ederler. Dolayısı ile aldıkları enerji ile hızlarında bir artış olur. Tüm evren içinde madde hareketini kuvvet nedeni ile yapar. Aldığı kuvvet etkisi ile ya hareket eder, ya da aldığı etkiyi aktararak, kendisinden farklı bir cismin veya madde parçasının hareketini sağlar.  Bu bakımdan kuvvet iletilebilen bir fiziksel bir niceliktir.

 

1.2 Vektörel  Bir Nicelik Olarak Kuvvet

 

a)     belirli bir büyüklüğü

b)     uygulama noktası

c)     doğrultusu

d)     yönü

olan vektörel bir niceliktir. Bu bakımdan kuvvetin etkileri incelenirken bu özelliğinin her birini dikkate almamız gerekir.

1.2.1 Kuvvetin Vektörel Gösterimini Tanımlayan Özellikler

 

                           

Bir vektörel büyüklük olarak  kuvveti, şekilde görüldüğü gibi yönlendirilmiş doğru parçası ile gösterilir. Vektörler, yönlü büyüklük olduğundan gösteriminde ok işareti kullanılır.     

A:  Vektörün başlangıç noktasıdır.

B:  Vektörün bitiş noktasıdır.

: Vektörün büyüklüğü, okun uzunluğu ile doğru orantılıdır.                           

  1. Uygulama Noktası

Vektörel büyüklüğün uygulandığı noktaya uygulama ya da başlangıç noktası denir. Yukarıdaki vektörün uygulama noktası A noktasıdır.

b. Büyüklüğü

 Vektörün sayısal değerine o vektörün büyüklüğü denir. Şekildeki ölçekli düzlemde verilen  vektörünün büyüklüğü 2 birimdir.

                          

 

  1. Yönü

Vektörel   büyüklüğün yönü, doğru parçasının ucuna konulan okun yönündedir. Şekildeki   vektörünün yönü O dan A ya yönelik veya doğu yönündedir.

                                                     

d.     Doğrultusu

Vektörel büyüklüğün hangi doğrultuda olduğunu gösterir. II. şekilde A ile B vektörlerinin yönleri zıt fakat her ikisi de kuzey–güney doğrultusundadır. Buna göre, birbirlerine paralel olan vektörler çakışık olmasalar da doğrultuları aynı olur. I. şekilde doğrultu ve yönleri aynı A ve B vektörleri, II. şekilde de doğrultuları aynı A ve B vektörleri görülmektedir.

                                   

                   Şekil I                                       Şekil II

İki Vektörün Eşitliği

Aynı yönlü ve büyüklükleri eşit olan iki vektör birbirine eşittir. Şekilde, F ile B vektörlerinin şiddetleri, yönleri ve doğrultuları eşit olduğu için bu vektörler eşit vektörlerdir. (F = B)

                                     

Bir Vektörün Negatifi

Bir B vektörüyle aynı büyüklüğe sahip, fakat yönü F vektörünün tersi olan vektöre, F vektörünün negatifi denir. Yani bir vektör ters döndürüldüğünde o vektörün işareti değişir.  Büyüklük ve doğrultuları aynı, yönleri ters olan vektörlere zıt vektörler denir.

                  

Vektörlerin Taşınması

Bir vektör özellikleri aynı kalmak koşulu ile taşınabilir. Vektörün yönünü ve büyüklüğünü değiştirmeden istediğiniz noktaya taşıyabilirsiniz.

              

 A ve B vektörleri 1 noktasından 2 noktasına şekildeki gibi taşınır.

 1.2.2 Vektörlerde Toplama

Vektörel büyüklükler geometrik kurallara göre toplanır veya çıkarılır.  Vektörlerin toplanmasında farklı metotlar kullanılabilir.

İ. Uç Uca Ekleme Metodu İle Toplama 

Uç uca ekleme metoduna göre, vektörlerin doğrultusu, yönü ve büyüklüğü değiştirilmeden, herhangi bir vektörden başlanarak, bir sonraki bir öncekinin bitiş noktasına gelecek şekilde uç uca eklenir. İlk vektörün başlangıç noktasından son vektörün bitiş noktasına doğru çizilen vektör, toplam vektördür. Toplam vektöre bileşke vektör denir ve genellikle R ile gösterilir.

= + +         

 Vektörleri yönlerini ve büyüklüklerini değiştirmeden,   vektörünün bitim noktasına vektörünün başlangıcını, vektörünü de  nin bitim noktasına getirdik. Şimdi bu iki noktayı birleştireceğiz. Birleştirdiğimiz bu iki noktadan oluşan vektörün başlangıcı nın başlangıç noktası, bitiş noktası da vektörünün bitiş noktasıdır. Bulduğumuz bu vektör  bileşke vektör dür.

         Bileşke vektör bulunurken vektörlerin taşınma sırası önemli değildir. Dikkat edeceğimiz en önemli nokta, vektörlerin yönünü ve büyüklüğünü değiştirmeden taşımak olacaktır. Vektörler uç uca eklendiğinde, ilk vektörün başlangıç noktası ile son vektörün bitiş noktası çakışıyorsa, toplam vektör sıfırdır.

İİ. Paralel Kenar Yöntemi

Paralel kenar yönteminde iki vektörün başlangıç noktaları birleştirilir, A vektörünün bitiş noktasından B ye paralel, B vektörünün bitiş noktasından da A ya paralel çizgiler çizilir. Böylece elde ettiğimiz şekil bir paralel kenar olur. A ve B vektörlerinin çakışık olan başlangıç noktasını paralel kenarın karşı köşesine birleştiren vektör, iki vektörün toplamına eşit olan bileşke vektördür. Gösterimi şu şekildedir.

                       

 

1.2.3 Vektörlerde Çıkarma

Vektörlerle yapılan çıkarma işlemi, çıkartılacak vektörün tersini diğer vektörle toplama işlemidir. Şekilde verilen aynı düzlemdeki a ve b vektörlerinden a – b vektörünü yani iki vektörün farkını bulmak için, a + (– b) bağıntısına göre toplama yapılır.

                       

Vektörlerde çıkarma işlemi yapılırken iki yol izlenebilir.

I. Yöntem: Bu yöntemde önce çıkarılacak olan vektör ters çevrilir, daha sonra  oluşan bu yeni vektör ile diğer vektör ucuca ekleme yöntemi ile toplanır. İkiden fazla vektör kullanıldığında çıkarılacak olan vektörler ters çevrilir, toplanacak olanlar ise olduğu gibi bırakılır ve ucuca toplama yöntemi ile toplama yapılır.

                  

II. Yöntem: Bu yöntemde iki vektör başlangıç noktaları birbiri ile çakışacak şekilde yan yana getirilir. Bu işlemden sonra yönü, çıkartılacak olan vektörün bitiş noktasından ilk vektörün bitiş noktasına doğru olan bir vektör çizilir, böylece iki vektör birbirinden çıkarılmış olur.

                  

1.2.4 Vektörlerin Bileşenlerine Ayrılması

Bir vektörü dik bileşenlerine ayırmak için, vektörün başlangıç noktası, x, y koordinat ekseninin başlangıcına alınır. Şekilde A vektörünün ucundan x eksenine dik inilir ve başlangıç noktasını bu noktaya birleştiren vektör A nin AX bileşenidir. Benzer, şekilde y eksenine dik inilerek AY bileşeni bulunur.

                                

İki boyutta yani xy düzleminde bir vektörü x ve y bileşenlerine göre, vektörel olarak DÜNYA ÜZERİNE ÖNERMELER 16/8/2009



 

      Dünya üzerine önerme ile ifade edilen düşünceye geleceğe doğru bir kurgu olarak bakılabilir. İnsanoğlu yeryüzünde yaşamın kendine sunulduğu günden beri yeryüzünü kendi algısına bağlı olarak anlamlandırır. Ama yaşadığı dünyayı değiştirirken kendisine kurduğu tuzakları bilmeden devam eder. Teknoloji adına  ilerlemelerin iki tehlikeli boyutu vardır.

1-       teknolojinin doğayı ve doğal dengeyi bozacak şekilde etkilemesi

2-       teknolojinin bir takım zümreler eline geçmesinden insanlara yapılan her tür kötü muamele ve onlar üzerine kurulan her türlü tahakkümler

Teknoloji üretmeye insanlık son dönemde ulaşmıştır. Bu süreç neredeyse yüz yılı yeni aşıyor. Ama bu yüzyıllık süreçte teknoloji üretiminin ilerlemesi giderek tehlikeli bir boyuta doğru ilerlemektedir. İnsanlık ruhsal olarak teknolojik gelişime paralel bir gelişim saglamadan teknolojiyi kullanma ve yeniden üretilenin hertürlü fiziksel, kimyasal yapısal özelliklerini kavramadan kullanmaya başladıkca teknolojiye sahip olan kişiler ve kurumların bu olayı çok farklı kullanma biçimleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu bakımdan bu kadar hızlı gelişen teknolojinin insanların kendisine bilim ve bilgi adına bir katkı saglamadan başkalarının kendilerine kurdugu bir yaşamsal tuzak haline gelmesine sebep oluşturuyor. Kapitalizmin gelişimi ile dünya üzerindeki bilgi ve teknolojik gelişim onun meta degerleri içine girdiği için bunların tüketimi ve pazarı  olarak insanda tüketim toplumuna dogru sürüklendikce giderek özgürlüğünden de vazgececek kadar ileri giden bir bağımlılık, buna bağlı olarak da giderek artan bir kölelik boyutuna gitmektedir.

Buhar güçünün kullanılması ile başlayan sanayi devrimlerinde dünya iki kutuplu bir yola girmişti. Kuzeyde SSCB kurulurken batı kavramı ile Avrupa ve amerikada  kapitalizmin  ileri gelişimsel ilerlemesine tanık oldu. İnsanlık adına iki sistemden, insan ruhunu gelişmesi acısından zorlayan kapitalizm ile insanın sosyal yönüne hitap eden kuzey ülke yönetimleri sosyalizm gibi yeni bir yol ayrımına girdi.

Dünya 80-90 yıl süren biryol ayrımını yaşadı. Kendi ekolojik varlığını saglamaya calışırken oluşturduğu katı kuralları sistem içinde sıkıntıları da beraber getirmişti. Kendi mükemmel yoluna dogru ilerlemeyi sağlayamadan kendi yolundan sapan bir sistem uygulamalarına tanık oldu dünya. Dönemsel insanları kişisel kaprisleri ile dönemsel insan ruhunun henüz ulaşmadığı yüceklik boyutunu yakalayamama nedeni ile insanlık taşıyamıyacağı bir sistemi kurmaya calıştı.

 Bu sistem kendini korumada her yolu mümkün kabul eden kapitalizm karşısında direnmede zorluklar yaşadı. Bu  elbette insanların  bir şeyleri elde etmede verilen hayali hayallerde beslenen insan ruhunun zafiyetlerine seslenmek, insan ruhunun kendini aşmak adına verilen renkli hayellerini süsleyen bir sistem olarak  bir hedef olması insanları giderek kendine bagımlı hale getirdi. Derken kapitalizin kendisene karşı düşman ettigi sosyalime karşı yapılan savası da kazanmış kabul edebilir.  Çünki bu gün artık insanlar sosyalizm için  hayal kırıklığı ve geride kalmış bir sistem olarak kabul ediyorlar.

Gerçi İslam sosyalizmin versiyonları dünyada denenmektedir. Ama bunlarda kendi kültür düzeylerinin düşüklüğü nedenli ile her zaman kapitalizmin gelişmiş  versiyonu emparyalizm karşısında yaşama sanslarının neredeyse yok oldugunu bilmesi gerekiyorlar. Malesef bu bir kişisel gelişim ve bir sistem sorunu haline gelmiş durumda.

 Oysa gerçeklik kendisini bilgelik noktasında ki insanlar kanalı ile her zaman söylemiştir insanlıga. Ama insanlık bunu daima dikkate almayacak kadar kısa mesafeli ve dar düşünmüşlerdir. Müsübetler ve belalar, felaketler her zaman insanlığı sorgulama boyutuna getirmiştir. Bu noktada bazı kişiler geri dönüp bilgeliklerin söylemlerinden sistemli bir çalışma ile yeni yollar bulurlar. Tarih adına dogru şeyler hedefleyen  türlü bilgelik uyarıları ile doludur.

Yaşamsal yollar ile insanlıgın ve kendi saglıklı yaşamı adına kurulması gereken sistemler her zaman hep ertelenmek durumunda kalmıştır. Gerçi insanlık bugun her alanda ilerlemesine rağmen bu ilerlemenin insanlıga sayladığı gelişmelerin insani kullanılıp kullanılmadığı da tartışılır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı